CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI VE İKİLİ ADLANDIRMA

CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI

I. SINIFLANDIRMANIN ÖNEMİ

Yeryüzünde 2 milyondan fazla farklı canlı türünün yaşadığı sanılmaktadır. Yapılan araştırmalarla bu çeşitliliğe her geçen gün yeni bireyler katılmaktadır. Ne var ki canlı çeşitliliğinin daha iyi tanınabilmesi için bu türlerin her birini tek tek incelemek mümkün değildir. Bunun için bilim adamları bilimsel araştırmalara kolaylık sağlaması adına bu canlı çeşitliliğini sınıflandırarak incelemek gibi kısa ve kestirme bir yol seçmişlerdir. Aranan bir türe ve o türün akrabalarına, yaşam şekline, yaşam coğrafyasına, üreme şekli gibi diğer bütün özelliklere kolayca ulaşmak sınıflandırma sayesinde mümkün olmaktadır.

Doğadaki canlıların özelliklerine, yaşayışlarına ve akrabalık derecelerine göre gruplandırılmasına sınıflandırma (sistematik-taksonomi) denir. Yapay sınıflandırma (ampirik) ve doğal sınıflandırma (filogenetik) olmak üzere iki çeşit sınıflandırma vardır.

Sınıflandırmanın amacı; canlıları belli bir sisteme oturtarak doğayı daha kolay öğrenilebilir hale getirmek, canlıları daha iyi tanımak ve onlardan daha iyi faydalanmaktır. Ayrıca sınıflandırmayla tüm canlı türlerini inceleyerek bilgi edinmek yerine canlılardan birisini inceleyerek tüm grup hakkında bilgi edinmek daha kolay gerçekleştirilir. Sistematik esaslara göre düzenlenmiş bir kütüphanedeki aradığımız kitabı bulmak ne kadar kolaysa sınıflandırma sayesinde araştırılan herhangi bir canlıya ulaşmak da o kadar kolay hale gelmiştir. Sınıflandırmanın en önemli amaç ve faydalarından bir diğeri canlıları bilimsel olarak isimlendirmektir.

II. SINIFLANDIRMANIN GEÇMİŞİ VE İLKELERİ

İlk sınıflandırmayı Aristo yapmıştır. Aristo ve daha birçok bilim adamı önceleri canlıları yaşadıkları yere ve dış görünüşlerine göre sınıflandırmıştır. Canlıların dış görünüşleri ve yaşadığı yere bakarak yapılan sınıflandırmaya yapay (ampirik) sınıflandırma denir. Yapay sınıflandırma yalnızca gözleme dayanır ve bilimsel değildir. Oysaki bilimsel bir sınıflandırmada hücre tipi, hücre sayısı, organeller, morfolojik yapılar, protein yapısı, üreme ve beslenme şekilleri ve canlının yaşadığı ortam göz önünde bulundurulur. Canlıların anatomik ve fizyolojik yapıları, köken benzerlikleri, protein yapıları, akrabalık dereceleri ve sahip oldukları homolog organlara bakılarak yapılan sınıflandırmaya doğal (filogenetik) sınıflandırma denir. Doğal sınıflandırma deneysel dolayısıyla bilimseldir. Doğal sınıflandırmayı ilk kez yapan bilim adamı John Ray(1627-1705)’dir.

*Embriyonik kökenleri aynı, görevleri farklı olan organlara homolog organlar denir. Yarasanın kanadı, insanın kolu ve balinanın yüzgeci homolog organlardır. Hepsi de aynı embriyonik kökenden gelir. Birbirlerinden çok farklı gibi görünen bu üç canlı homolog organları dolayısıyla memeliler sınıfında yer alırlar. Doğal sınıflandırmada homolog organ benzerliğinden yararlanılır.

*Embriyonik kökenleri farklı, görevleri aynı olan organlara da analog organlar denir. Sinek ve karga ve yarasanın  kanatları analog organlardır. Bu canlılara ait kanatların embriyonik kökenleri farklı olmasına karşın tümü uçmayı sağlar. Fakat sözü edilen bu üç canlı ortak özellik olarak uçabildikleri halde bilimsel olarak çok farklı sınıflarda yer alırlar. Yapay sınıflandırmada analog organ benzerliğinden yararlanılır.

III. İKİLİ ADLANDIRMA

Canlıların sınıflandırılabilmesi için adlandırılması da gerekir. Tüm dünyada ortak bir kullanım birlikteliğinin oluşturulabilmesi ve bilimsel çalışmalarda sorun çıkmaması için canlıların bilimsel olarak isimlendirilmesi ihtiyacı doğmuştur. Nitekim çok küçük bir bölgede bile belli bir türün birçok adı bulunmakta ve kullanılmaktadır. Ayrıca bazen bir türün yaygın olarak kullanılan ismi o türün bilimsel özelliklerini doğru anlatmayabilir. Örneğin; kuzu kulağı(bitki), deniz atı(balık), deniz hıyarı(hayvan) vb gibi.

Carolus Linnaeus(1707-1778) her türe Latince iki sözcükten oluşan bir isim vermiştir. Bu şekilde yapılan adlandırmaya ikili (binomial) adlandırma denir. Böylece her türün dünyanın her yerinde geçerli bir tek adı olması sağlanmıştır. Bir türe ait olan iki kelimelik isimden birinci kelime büyük harfle başlar ve o türün ait olduğu cinsi belirtir. İkinci kelime ise o canlının tanımlayıcı tür adıdır. Tür ve cins adları italik olarak yazılır. Örneğin Picea orientalis doğu ladininin ismidir. Picea pungens ise mavi ladinin ismidir. Bu iki ağaç aynı cinse ait iki farklı türdür.

IV. SINIFLANDIRMADA KULLANILAN BASAMAKLAR

Sınıflandırmada temel birim türdür. İkili adlandırma gibi tür kavramını geliştiren de Carolus Linnaeus’dir. Buna göre; aynı soydan gelen, yapı ve görev bakımından benzer özelliklere sahip, doğada yalnız kendi aralarında serbestçe üreyebilen ve kısır olmayan yavrular oluşturabilen bireyler topluluğuna tür denir.

Sınıflandırmada en küçük birim türdür. Türler bir araya gelerek cinsleri, cinsler aileyi(familya), aileler takımı(ordo), takımlar sınıfı(classis), sınıflar şubeyi(filum) ve şubelerde birleşerek alemi(regnum) oluşturur. *Alemden türe doğru gittikçe birey sayısı ve çeşitlilik azalır, benzer özellikler artar.

*Türden aleme doğru gittikçe birey sayısı ve çeşitlilik artar, benzer özellikler azalır.

Alem: Animalia Şube: Chordata Sınıf: Mammalia Takım: Carnivora

Familya: Felidae Cins: Felis Tür: Felis sylvestris

Yorum Yaz